Bir yaz, bir ay kadar ortadan kayboldu. "Nerdeydin?" dedim. Meğer TIR şoförlüğü kursuna gidip TIR ehliyeti almış, tatil diye. Önce şaşırdım, sonra anladım: Kafasıyla yoğun çalışanlar, fizikî işlerle uğraştıkları zaman dinlenirler, bu onlara zevk verir. Başka örneklerini de görmüştüm: Nur içinde yatsın, Norveç asıllı benden epeyi yaşlı, hem meslektaş, hem arkadaşım Lars Onsager (sonradan fizik Nobel ödülünü alan), derin düşüncelerle, en çetrefil matematiksel meselelerle dolu bir günün sonunda, evinin bodrumunda kurduğu marangoz atölyesine çekilir, saatlerce marangozluk yapardı.
1960 yıllarda, bir ara beraber Yale'de bulunduğumuz, değerli tiyatro yazarımız Güngör Dilmen (bu yazıyı görürse, selâm olsun kendisine), yaz geldikte, Konektikut Eyaleti'nin yemyeşil çiftliklerinden birinde, gönüllü olarak toprakla çalıştı. Böylece doğa ile bütünleştiğini, tazelendiğini ifâde ediyordu sohbetlerimizde.
Fakat Jonathan Cave'in TIR şoförlüğü merakının altında yatan başka bir neden daha varmış. Dedi ki: "Dünyanın hâli belli olmaz. Bizim gibi fikriyatla uğraşanlara bir gün ortam bulunmayabilir, yaşam imkânları da olmayabilir. Onun için, bir yandan yüksek meslek edinirken, bir yandan da, her yerde, her koşulda geçer akça olabilecek bir zanaat sahibi de olmayı düşündüm. TIR kursu ilânını görünce, gittim yazıldım." Jonathan ehliyetini aldı; inşallah zanaatını icra etmeye de, dünya ahvali gittikçe bozulmakta ise de gerek kalmaz. Şimdi kendisi Stanford Evrenkenti'nin bir profesörü olarak matematiksel iktisat kuramları geliştirmeğe devam ediyor.
Türkiye gibi IMF'nin kancalarına takılmış ülkelerde gençlere, yukarıdaki, o zaman yirmi yaşında olan bir gencin yaşam öngörüsü yararlı gelebilir. Üstelik, Türkiye'deki evrenkentlerde (belki tıp gibi bir iki dal hâriç) işe yarar, gerçek bir meslek eğitimi verildiği pek söylenemez. "Evrenkent bitirdim" demekle bir şey olmuyor; ne yapabiliyorsun, soyut olsun, somut olsun ne üretebiliyorsun, o önemli.
Bizde öğrenciler yaz tatillerinde ne yapar? Çoğunun yararlı bir meşgalesi var mı acaba. Yanıtı okuyucuya bırakalım.
Türkiye'de artık, genç, evrenkent bitirmiş olsun, evrenkente girememiş olsun, pek fark etmiyor. Gidecek evrenkent bulamayan bir iki milyon genç var da, bitirip iş bulamayanların sayısı da epey arttı. [Böyle küresel kıraliyetçilere teslim edilmiş ülkelerde mesleklerin kalmadığını demiştik. Şirket yabancı, sermaye yabancı, git gide toprak yabancının; ne olacak? Her düzeyde şirket ve iş yöneticileri, mühendisler, mimarlar, profesörler, uzmanlar da sonunda yabancı olacak. Onların molozlarına da iş bulacak yabancı elbet. Meslekler kalmamasına şaşmamalı.]
O hâlde, yabancıya teslimiyet meselesi kökünden hâl edilinceye kadar, geçici tedbir olarak ne yapmalı? Evrenkentlere gidemeyen, veya böylelerine gitmek istemeyen gençlerin işe yarar, geçer akça birer zanaat edinmeleri için kısa süreli, veya bir iki yıllık kurslar açılmalı. Bu eğitim tatbikatlı olmalı. Evrenkente gitmekte olanların aynı şekilde birer de zanaat sahibi olmaları için yaz kursları açılmalı. Tarzanca kurslarından dershaneler hayli para kazandı, ama öğrencilerin Tarzanca ile karınları doymayacak. Devlet memuriyetine torpil bulup ta kapağı atmak isteyenlere, yararlı bir iş yapmadan maaş almağa da artık yer yok; deniz tükendi. Dershaneler, zanaat eğitimi için girişimde bulunmalı. Dış ülkelerde böyle kurslar yaygın ve rağbette.
Gençlerin, hem kendileri için, hem sevgili halkımızın refahı, ve yurdumuzun bekası için üretici olmağa çalışacaklarından eminim. Çünkü gençlerimiz artık uyanmıştır.
21 Mayıs 2002Oktay Sinanoğlu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder