avrupa birligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avrupa birligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2007 Pazar

AB KOMASINDA BİR ÜLKE

AB KOMASINDA BİR ÜLKE

Önce aç bıraktılar. Sonra ayarlı basın-yayının kontörlü Avrupa düdükleri halkın üstüne tufan gibi beyin yıkayıcı sağanaklar yağdırdı: “AB de AB” dediler. Meş’um bir koro; Hıristiyan cenaze marşları gibi nağmeler. Bu koroya, uzun yıllar, her fırkadan ayarlı tepe takımları katıldı. Sahte (aslında Batı’ya peşkeş çekme işlerinin yüzdecileri) “sanayiciler”, “iş” adamları, onların devlet üstünde devlet kuruluşları, sahte iktisat profesörleri de eksik olmadı. “İllâ da AB’ye gireceğiz. Onun için…” diyerek bizi AB Gümrük Birliği’ne soktular. 80 milyar, 200 milyar dolarlık kazıklar yedik; yemeğe devam ediyoruz. Üçüncü ülkelerle, örneğin komşularımızla ticaret yapmamız bile AB’nin iznine tâbi. Gümrük Birliği anlaşması izin vermiyor. İnsan kendi elini kolunu bu kadar bağlayabilir. Ama bu insan müsveddeleri halkın elini kolunu bağlıyorlar. Her hâlde o zaman bilmiyorlardı ki “küresel kıraliyetçiler” kendi kuklalarını kendileri harcar. Çünkü “kuklacılık sanatı” veya “kuklacılık bilimi”nin birinci kanununa (!) göre bir süre sonra kukla kendini sahici zannetmeye başlar (Pinokyo masalındaki gibi); onun için kuklaların harcanıp yerine yenilerinin oturtulması vâciptir. Ayrıca, bir süre sonra kuklaların maskeleri eskir; halk foyalarını sezmeğe başlar. İşte o zaman yeni kuklalar gerekir.

Ne Kıbrıs Verilir Ne Türkiye’nin Orası Burası

Şimdilerde AB’den “tarih için tarih alabilmek için” “Kıbrıs meselesi” diye bir sahte mesele kabulleniliyor. Hangi “Kıbrıs meselesi”?! Öyle bir mesele varsa, o da Kıbrıs’ın tümüyle Türklere ait olması gerektiği meselesidir. Unutuldu mu? Kıbrıs hiçbir zaman Yunanlıların da olmadı, Avrupa’nın da. İngilizler 1878’de Kıbrıs’ı bizden “ödünç” aldı. Sonra da oraya Rumları getirip yerleştirerek zamanla adada Türkleri azınlık durumuna düşürdü. Bir yandan da Türkler adadan göç etmek zorunda bırakıldı. Bu olayları her TC vatandaşının, hele hükümetlere gelenlerin bildiğini zannediyorduk. Bir sâbık büyükelçi tutmuş TV’de “Kıbrıs meselesini artık hâlletmeliyiz” diyor. Kimin meselesini hâllediyorsun ve ne için? Zât-ı âliniz (yoksa “ekselans” mı demeliyiz?) hangi ülkenin büyükelçisiydi? Haberiniz olsun sayın büyükelçi: Türk Milleti ne Kıbrıs’ı verecektir, ne Türkiye’nin orasını burasını.
Bugün Ulusal Kanal’ın haber saatinde gene duyduk: AB’nin kodamanlarından biri, “Türkiye’ye tarih versek bile, AB’ye girmelerinden bahsetmemiz için 25-30 yıl geçmesi gerekir” demiş. AB’ye girsen ne olur, girmesen ne olur? Şimdiye kadar AB’ci hükümetlerin hiçbirisi AB’nin bize faydası ne olacak, zararı ne olacak hiç bahsetmedi. Hiçbir meşru yetkileri olmadığı hâlde AB için Kıbrıs pazarlığı yapanlardan da öyle bir izahat dinleyemiyoruz.

AB’den Medet Umanlar Ya Ahmaktır, Ya Kara Cahil Ya Da Hain

Diyelim ki, daha önce Batı karşıtı olan zevat, AB’ye girilirse fırkaları kapatılmaz, dinî özgürlükleri olur diye hevesleniyorlardı. Ee, ama şimdi tek başına iktidar oldular; yasaları, hattâ anayasayı değiştirecek gücü kendilerinde buluyorlar; o yoldalar. O zaman AB’ye ihtiyaçları kalmadı demektir. Peki hâlâ niye “AB de AB” ? (Tabii bir de, niye “IMF de IMF”? Birçok ülkeyi olduğu gibi bizi de batıranın IMF olduğunu bilmiyorlar mı? Biliyorlarsa bu muhabbetin arkasında ne yatıyor? Halk bir gün bunu sormayacak mı sanıyorsunuz?).

Kaç kere yazdık, defalarca 10 milyonlarca kişiye TV’lerde söyledik. Sağır sultan bile duydu: Avrupa’da AB’den memnun olan kimseyi bulamazsınız. Avrupa’da işsizlik artıyor, yabancı düşmanlığı almış başını gidiyor. Almanya’da câmilerin minareleri olması, ezan okunması yasak. Türk çocuklarının, değil Türkçe öğretim görmesi, okullarda Türkçe konuşmalarına bile izin verilmiyor. AB önderleri yeni girecek Lehistan gibi ülkelere mâlî yardım yapılmayacağını beyan ettiler (zaten kaynakları yok). Türklerin Avrupa’da serbestçe dolaşıp iş bulmalarına izin verilmeyeceği kesin. Vaktiyle muhtaç oldukları Türk işçilerini bile Avrupa ülkeleri sepetlemeğe uğraşıyor. Kısacası AB’den medet uman ya ahmaktır, ya kara câhil, ya da hain. Peki niye “AB de AB” hükümet programının belkemiğini oluşturuyor?

Bir önceki hükümette de, şimdi de IMF’nin dediklerini harfiyen yerine getirmekten öte başlıca faaliyet, “AB uyum yasaları” çıkartmak. Avrupa’da biraz insanî duyguları olanlar bize acıyor, diğerleri kıs kıs hâlimize gülüyor; içerde, dışarıda düşmanlar seviniyor. Seni almaya hiçbir niyeti olmayan, bunu her fırsatta terennüm eden Haçlı kafalı, bayrağı Hıristiyanlığın on iki havarisini temsil eden (Bkz. Sayın Turgay Tüfekçioğlu’nun Orkun dergisindeki yazıları ve kitabı) AB’ye, karşılığında hiçbir taahhüt bile almadan nasıl uyum sağlar, o kılıf altında TC’nin tasfiyesine yol açarsın? Hesabını kimse sormayacak mı sanıyorsun?

Sabancı Evrenkenti’nin Gençleri “Ey Ab, Bizim İşimize Karışma” Diye İletiler Göndersin

Yapmamız gereken tek şey, AB’ye girmek istemediğimizi derhal dünyaya ilân etmektir. O zaman ne “Kıbrıs meselesi” kalır, ne azınlık vakıfları yasası kılığında Türkiye’nin Türk’ten, Müslüman’dan arındırılması projesi, ne İstanbul’un Yeni Bizans, Yeni Roma yapılması, ne de Türk topraklarının yabancılara ve yabancı devletlere gönüllü teslim edilmesi.
Dünyaya bu beyânı Türk milleti ve Müslüman halkımız eninde sonunda yapacak. Ama acele edin. Sabancı Evrenkenti’nin gençleri AB’ye “Aman ne olur bizi alın” diye kartlar postalayacağına, “Ey AB âbi! Bizim işimize karışma” diye iletiler göndersin.

3 Aralık 2002; “Ninniler Ülkesi”nden.
Oktay Sinanoğlu

AVRUPA"DA AB"DEN MEMNUN OLAN VAR MI?

Ağustos sonu. Alplerin hırçın dorukları arasında içinden şırıl şırıl sular akan yeşil bir vâdi. Roma orduları, kuzeydeki Kelt illerine doğru, Avrupa’yı şekillendirmek üzere buradan geçti; sonra da atalarımız Hunlar, ve önlerine kattıkları Cermen kavimleri ters yönde. Yamaçtaki han’ın avlusunda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelmiş eğitimciler, ruhiyatçılar, tarihçiler, hukukçular, birkaç da fizikçiden oluşan bir takım, Avrupa’nın sahte küreselcilik ve onun ara nağmesi sahte Avrupa Birliği’nden kaynaklanan sorunlarını tartışıyoruz.. Herkes dertli, herkes endişeli. Bu yıl, kaygılara bir de III. Cihan Harbi’nin çıkma ihtimâli eklenmiş.

Seçmediğimiz Birileri Brüksel’den Kaderimizi Belirliyor

AB’nin aslî ülkelerinden olsun, yeni girmek üzere olan Doğu Avrupalılar olsun, her biri AB’den yanıp yakınıyor. Tarımlarının birkaç uluslar-ötesi şirket marifetiyle nasıl yok edildiğini, çiftçilerinin perişan hâlini, topraklarının tefeci ve âni haciz yöntemleriyle birkaç küresel kıraliyet bankasının eline geçişini anlatıyorlar.
Evet, son aylarda da, ondan önce de, Avrupa’nın her hangi bir yerinde, Avrupa Birliği’nden memnun olan bir Avrupalı’ya daha rastlamadım. Kimisi ülke bağımsızlığının yok oluşundan, kimisi iktisâdî durumdan şikâyetçi. “Seçmediğimiz birileri Brüksel’den kaderimizi belirliyor” diyorlar.

Euro’dan Şikâyet

2002 başında bazı (hepsi değil) AB ülkeleri “Avro” (Euro)’ya geçti. Ondan birkaç ay sonra, o sefer Hollanda’da bir toplantıda idim. Hollanda ki, küresel kıraliyetçilerin ilk üs edindikleri yer. 1600’lerde, ilk bankalar Hollanda ve Belçika’da kuruldu; klâsik Avrupa sömürgeciliği (İspanya türü hâriç) oralarda icât edildi. Onun için “küreselcilik” denince aklıma ilk Hollanda gelir. Ama bir de baktım ki, üst tabakası olsun, sokaktaki vatandaşı, esnafı olsun, tüm Hollanda Euro’dan şikâyetçi. Almanlar, vb. kezâ. Diyelim ki, dükkân camekânında pabucun fiyatı 50 Florin, Almanya’da “Mark” yazıyordu; Euro’ya geçilince rakam aynı kalmış, sadece takısı değişmiş. “Mark”ı silip “Euro” yazmışlar. Bir değil, her dükkânda. Ama maaşlar öyle değil. “Euro” daha değerli olduğuna göre sonuç, hayat pahalılığının bir günde 1,5 – 2 katına çıkması.
AB’den memnun olacak iki ülke varsa, onlar da Yunanistan ve Portekiz; AB’nin en geri, kişi geliri en düşük iki ülkesi. AB onları başta beslemek zorunda kalmıştı (Bundan sonra öyle şey yok. Yeni girecek Lehistan (Polonya) gibi fakir ülkelere AB yardımı yapılmayacağı açıklandı). Ancak, o Yunanistan’da bile halk Euro’ya karşı isyan etmiş; cam çerçeve indirmişler.

Avrupa’nın Üst Düzey Yetkilisi: “On Yıla Kalmaz AB Dağılır”

Avrupa’nın üst düzey yetkililerinden biri “Le Monde Diplomatique”de yazıyor:
“‘Avrupa projesi’ diyorlar. Kaç yıl oldu; hangi Avrupa projesi?” . “On yıla kalmaz AB dağılacak” diyor. Öyle düşünen çok. Aynı düzeyde meslektaşları ise (belki kendisi de(?)), ABD, sonra da AB’ye olan ve sırnaşma seviyesine çıkan (düşen mi demeli yoksa?) resmî muhabbetiyle mâruf Türkiye’ye “Yirmi yıl sonra sizinle belki konuşuruz” deyip eteğinden silkelemeğe çalışıyor.

Avrupa’yı AB ve Euro İle Soyacaklar Sonra AB’yi Dağıtacaklar

Bir ülkeyi soymanın birkaç “küresel” yöntemi var: Biri bankaları özelleştirip (yahut düzgün özeline el koyup) hortumlatmak. Bir diğeri kurları dalgalanmaya bırakıp etkilemek ve birden milletin elindeki paranın değerini (ve kişi başına geliri) yarıya indirmek. Bu yöntemin matematiksel kuramını bulup uluslararası “Physica A” dergisinde yayınlamış Avrupalı bir kuramsal fizikçi bile var. Avrupa için düzenlenmiş soyma yöntemi ise “Euro”. (Başka da var ama, o gıcık konu kalsın).
Aklı başında, ulusal ruhta, değerli, genç bir bankacılık uzmanımız geçen gün bendenize dedi ki: “Avrupa’yı önce AB ve Euro ile soyacaklar, sonra Avrupa Birliği’ni dağıtacaklar”. Kendisini bu ferasetinden dolayı kutladım. Avrupalının çoğu da şimdi, kendilerine oynanan oyunun farkına vardı. İsyan büyüyor.

Küreselci Takımının Sonu Yakın

Derken bir bakıyoruz, “büyük” fırkalarımızdan (“partilerden”) birinin başı: “AB’ye girmeden Euro’ya geçelim” deyiveriyor. Aa! Kendisiyle TV’lerde sık sık kapışır gibi görünen aynı taslam (model) bir fırkanın başı da bizi AB’ye girmeden AB Gümrük Birliğine sokup 60 milyar dolarlık (ve artıyor) soydurmuştu. Bu iki fırkanın birbirine rakip görünmesini kim yutar? Hepsinin tepelerindekilerin aynı takım olduğunu artık sağır sultan bile duydu.
Bizdeki ayarlı takımdan başka “AB de AB” diyen Avrupa’da bile kimse yok. Ama dikkat edin ey küreselci takımı! Çok küresel olursanız, ayaktopu gibi yusyuvarlak olursunuz. O zaman biri gelip bir tekme atar, yuvarlanıp gidersiniz. O günler yakın.

1 Ekim 2002; AB karşıtı Avrupa’dan.
Oktay Sinanoğlu